Yalnızlık ömürden çalıyor
Yrd. Doç. Dr. Tan “Yalnızlıkla sağlıklı bir hayat sürmek arasında çok yakın bir ilişki var. Bilimsel araştırmalar, yalnızlığın başta ruh sağlığı olmak üzere kalp ve damar sağlığını etkilediğini ispat ediyor” dedi.
108 defa okunmuş - 20 Nisan 2019 - Cumartesi 11:26

Modern toplumun yükselen değeri “bireyselleşme”  kelimesine ‘batılı olmak’, ‘kendi kendine yeterli olmak’, ‘özgür olmak’ gibi ekstra anlamlar da yükleniyor. Bizim geleneğimizde yaygın olan anneanneli, dedeli, amcalı, yengeli büyük aileler giderek küçülüyor; anne baba ve çocuktan oluşan çekirdek aile ve hatta tek başına yaşayan bireylerden oluşan bir toplum modeli ortaya çıkıyor. Aslında iyi bir vasıf olan “kendi kendine yeterli olmak”, tamamen bir yanlış anlaşılma ile “yalnızlığa” dönüşüyor. Üsküdar Üniversitesi  NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Oğuz Tan, yalnızlığın sağlık için bir risk faktörü olduğunu söylüyor.

 

Yalnızlık duygusunun depresyona soktuğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Tan “Yalnızlıkla sağlıklı bir hayat sürmek arasında çok yakın bir ilişki var. Bilimsel araştırmalar, yalnızlığın başta ruh sağlığı olmak üzere kalp ve damar sağlığını etkilediğini ispat ediyor” dedi.

 

ÇEVRESİ GENİŞ OLAN DAHA AVANTAJLI DURUMDA
Danimarka’da yaklaşık 300 bin kişi üzerinde 7,5 yıl süreyle yapılan bir toplum araştırmasında yalnız insanlarla, eş, aile, arkadaşlar, dinî faaliyet çevreleri, sosyal kulüp ahbaplıkları olan kişilerin karşılaştırıldığını anlatan Yrd. Doç. Dr. Oğuz Tan “Bu araştırmada görüldü ki, güçlü sosyal ilişkileri olanlarda hayatta kalma şansı 1,5 kat daha fazlaydı. Sigarayı bırakmak da hayat beklentisini aynı derecede uzatıyordu. Yani geniş bir sosyal çevre, sigarasız bir hayat kadar sağlıklıydı. Güçlü sosyal ilişkilerin sağladığı fayda, şişmanlığın ve hareketsiz hayatın yol açtığı zararları dengelemekle kalmıyor bu zararlara baskın çıkıyordu” diye konuştu.

 

AİLE TEMEL İHTİYAÇ
Bilim insanlarının aidiyet konusunu temel bir ihtiyaç olarak ele aldıklarını belirten Yrd. Doç. Dr. Oğuz Tan, insanoğlunun asgari sayıda insanla ilişki kurmak ve bu ilişkileri sürdürmeye mecbur olduğunu belirterek “Bu ilişkiler iyi duygular uyandırmalıdır. Kişi temasta bulunduğu insanlara hem sevgi hmeli hem de sevildiğini ve iyiliğinin istendiğini bilmelidir. Bu ilişkiler uzun süreli ve kalıcı olmalıdır. Aynı insanlarla sürekli görüşmek; sık sık değişen bir dizi insanla (bunlar arkadaş veya sevgili olabilir) görüşmekten daha doyurucudur” ifadelerini kullandı.

 

DNA’MIZDA YALNIZLIK YOK
Eski çağlarda topluluktan ayrılan kişinin hayatta kalma ve eş bulmasının zor olduğunu, eş bulamayacağı için genlerini sonraki nesillere aktarmasının zor olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Oğuz Tan “Genlerimizde ‘yalnızların’ DNA’sı yer almıyor. Bize toplu hâlde yaşayabilenlerin DNA’ları ulaştı. Milyar sene öncesinin vahşi tabiat şartlarında büyüklerine ‘yapışan’, onlardan ayrılmayı reddeden çocuklar elbette daha iyi bakılacak, daha fazla yiyecek bulacak ve üreme yaşına ulaşmak için daha fazla şansa sahip olacaktı. Münzevilerin değil grup üyelerinin genlerini taşıyoruz” dedi.

 

"SOSYAL BÖCEKLER" DAHA MUTLU
Mutluluk bulaşıcıdır… Eğer çevrenizde mutlu insanlar varsa siz de mutlu olursunuz. Sosyal ilişkileri güçlü olan kişilerin daha mutlu olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Oğuz Tan “Ünlü psikologlar Diener ve Seligman, 222 üniversite öğrencisinin mutluluk düzeylerini ölçtükleri bir çalışmayı yayınladı. Bu çalışmaya göre en mutlu olanların ortak noktası ileri derecede sosyal olmaktı. Gerek romantik gerekse romantik olmayan ilişkileri çok daha güçlüydü. Daha dışa dönük, daha uzlaşmacıydılar. Bu da eğer çevreniz genişse, sevdiğiniz ve hatta dayanabildiğiniz insanlarla birlikte zaman geçirebiliyorsanız mutluluk dereceniz artıyor demektir” diye anlattı.

 

BOŞANAN ERKEKTE ÖLÜM RİSKİ YÜKSEK
Ailenin sosyal ilişkilerin temeli olduğunu hatırlatan Yrd. Doç. Dr. Oğuz, boşanmanın ölüm riskini yüzde 23 artırdığını belirterek “11 ülkede 6,5 milyondan fazla insan izlendi, 160 bin ölüm ve 755 bin boşanma incelendi. Bu araştırmada boşanmanın ‘ömür törpüsü olduğu’ ortaya çıktı. Özellikle erkekler ve nispeten gençler, boşandıktan sonra daha çok yıpranıyordu. Kadınlarda ve yaşlılarda bu etkinin daha düşük olduğu gösterildi. Yapılan başka bir çalışma ise yaş ilerledikçe kadınla erkek arasındaki farkın kapandığını ortaya koydu” diye konuştu.

 

Tıp dünyasının önemli araştırmalarından biri Charleston Kalp Çalışması’nda da boşanmanın kalp sağlığı üzerindeki etkilerinin gösterildiğini söyleyen Dr. Tan “ABD’li bilim adamları 1960-2000 yılları arasında bir grubu kalp sağlığı açısından takip etti. 2000’e  gelindiğinde çalışma katılımcılarının en genci 75 yaşındaydı. Çoğu da elbette ölmüştü. Ölüm riskini artıran en önemli faktörlerden biri boşanmaydı. Boşandıktan sonra yeni bir evlilik yapanların ömrü yine uzuyordu, ama bunlar da hep aynı eşle evli kalanların ulaştığı yaşa kadar yaşayamıyorlardı. Yani hayat süresini belirleyen boşandıktan sonra yalnız olarak geçen süre” ifadelerine yer verdi.          

Üstteki butonu tıklayarak geri gidebilirsiniz.